Antalya Havalimanı'ndan Alanya Kalesi transfer
Alanya Kalesi, şehrin sırtını yasladığı burnun tamamını kaplıyor. 13. yüzyılda Alâeddin Keykubad döneminde yükseltilen Selçuklu surları, denize dik inen kayalığın üzerinde kilometrelerce uzanıyor; içinde iç kale, Bizans kilisesi, sarnıçlar ve hâlâ insanların yaşadığı Ehmedek mahallesi var. Deniz seviyesinde sekizgen Kızıl Kule limanı bekliyor, hemen yanında tonozlu Selçuklu tersanesi kayaya oyulmuş durumda. Kaleye çıkan yol üç kilometreyi biraz aşan dar virajlardan oluşuyor; Kleopatra plajı tarafından kalkan teleferik de aynı tepeye ulaşıyor.
Alanya'da kalıyorsanız burası kendi tepeniz: Merkezden ya da Kleopatra plajından yaklaşık 15 dakika, Konaklı'dan 20, Mahmutlar'dan 25 kadar, Avsallar'dan yarım saat, Okurcalar'dan 35-40 dakika. Side ve Manavgat'tan D400 üzerinden doğuya bir saat ile bir saat çeyrek arası; Side otellerinden çıkan klasik tam gün gezisi bu. Belek'ten tek yön bir buçuk saat, Antalya ile Lara'dan iki saat, Kemer'den üç saat — bu mesafede Phaselis'i tercih edin. Tur otobüsü zirveye 45 dakika, limana bir fotoğraf molası ayırır; kendi aracınız ikisini de, üstelik sizin seçtiğiniz sırayla yapar.
Havalimanından kaleye 129 km, yaklaşık 105 dakika. Geliş salonundan doğrudan buraya gelmek ancak otel zaten Alanya'daysa mantıklı; o zaman bile araçta geçen bir saat kırk beş dakikanın ardından sizi yıpranmış taş zemin ve eğim karşılıyor. Doğuya giden transferde bir mola olarak, Antalya'dan günübirlik çıkmaktan çok daha iyi işliyor: Antalya'dan gitmek yarım günlük bir gezi için dört saat yol demek.
Alanya Kalesi gezisi
Karara bağlanacak ilk şey yukarı yürüyecek olup olmadığınız. Limandan zirveye kadar yol, araç için yapılmış bir asfaltta açıkta uzun bir çekiş; bunu farkında olmadan göze alanlar, geldikleri şeyi umursayamayacak kadar ısınmış hâlde varıyor. Tepeye kadar araçla çıkmak ise aynı ziyareti düz zeminde bir gezintiye çeviriyor. Yukarıda her şey birbirine yakın duruyor: Üç yanı deniz olan iç kale, aşınmış avlusuyla küçük bir cami, kapısından serinliğini duyduğunuz derin bir sarnıç ve evlerinde oturulan, eski duvarlar arasına çamaşır asılan Ehmedek sokakları.
Tepeden dışa doğru çalışın: Işık hâlâ düşükken önce iç kale, sonra sur boyu yürüyüşleri, sonra mahalleden aşağı. Acele etmeden bir buçuk saat yeter, manzaranın hak ettiği yerlerde durursanız iki. Yukarıdaki zemin kendine özgü biçimde bozuk: Yükseklikleri farklı basamaklar, uzun bir düşüşün üstünde korkuluksuz kenarlar ve teraslar arasındaki eğimlerde gevşek çakıl. Gölge de tepenizdeki bir şeyden değil, duvarlardan ve sokaklardaki incir ağaçlarından geliyor. Sabah açıkça doğru saat: Kaya öğleden sonranın sıcağını tutuyor ve zirve, otobüslerin öğle yemeğinden sonra çıktığı yer.
Alışılmış kurgu, tepede birkaç saat bekleyen ve sonra sizi deniz seviyesindeki Kızıl Kule ile tersaneye indiren bir araç; bunlar ayrı ve kısa bir ziyaret. Gün çok sıcak değilse daha iyisi tek yön: Zirveye araçla çıkın, mahalleden ve eski sokaklardan limana kadar yürüyerek inin, aracı kulenin önünde buluşmaya çağırın. Gölgede iniş, güneşte çıkışı yener; kıyıyı ortaya değil sona koyar; sonrasında yemeğe kalırsanız alınacağınız yer de zaten bulunduğunuz yer olur.
- Bir saatiniz varsa iç kalede ve yanındaki surda kalın, tepenin kalanını bırakın.
- Burada kanguru bebek arabasını yener: Sokaklar aşınmış taştan basamak ve rampa, aralarından geçen düzgün bir hat yok.
- Surun uzun bölümlerinde korkuluk yok ve altlarında epey boşluk var; bu, çocukla gelenler için tırmanmaktan daha çok şey ifade ediyor.
- Ehmedek bir anıt olduğu kadar birilerinin sokağı; sesi de fotoğraf makinesini de iç kaledeki kadar serbest bırakmayın.



