Antalya Havalimanı'ndan Termessos transfer
Termessos hak ederek gezilen bir yer. Güllük Dağı Milli Parkı içinde, ormanlık iki zirvenin arasındaki boyunda, 1.000 metrenin üzerinde kurulmuş ve hiç alınamamış bir kent. İskender kuşatmış, bu arazide savaşmaya değmeyeceğine karar verip yoluna devam etmiş. Geriye uçurumun kenarındaki tiyatro, gymnasion, derin sarnıçlar ve çamların arasına devrilmiş ağır lahitlerden oluşan bir nekropol kalmış; hiçbiri ziyaretçi için düzenlenmiş değil. Alan, Antalya'nın arkasındaki dağlarda, Korkuteli yolundan sapılarak ulaşılıyor ve yakınından toplu taşıma geçmiyor.
Bu da onu şehre yakın, başka her yere uzak kılıyor. Antalya, Konyaaltı ya da Kaleiçi'nden yol yaklaşık 40 dakika, Lara ile Kundu'dan 45 dakika kadar. Belek ve Kadriye'den çevre yoluyla bir saat on dakika, Kemer'den de şehri geri dolanarak aşağı yukarı aynı. Side'den tek yön bir saat kırk beş dakikaya yakın; tırmanışla birlikte bu, günün tamamı demek. Side'den çıkanlar genellikle programa Antalya Müzesi'ni ya da Düden'i ekliyor. Alanya'dan tek yön iki buçuk saat: Bu geziyi listeden çıkarın. Yarım saatlik bir tırmanış hiçbir otobüs programına sığmaz; özel araç ise sadece bekler.
Haritada havalimanı gününe uygun görünüyor: 45 km, yaklaşık 45 dakika. Değil. Milli park girişinden sonra dokuz kilometrelik dar yol — eski Kral Yolu — ve ardından taşlı bir tırmanış var; ayakta geçireceğiniz süre en az üç saat. Uçaktan yeni inmiş, bavulları bagajda, önünde otele giriş olan biri için yanlış bir ilk durak. Bunu, otelden yürüyüş ayakkabısıyla çıktığınız bir sabaha bırakın.
Termessos gezisi
Yürüyüşün ne olduğunu baştan bilin. Üst otoparktan itibaren taş bir yol yarım saat ya da daha fazla boyunca aralıksız yukarı çıkıyor: ayakların cilaladığı kireçtaşı, yolu kesen ağaç kökleri, dik bölümlerde gevşek moloz ve tutunacak hiçbir şey. Hepsi de, kendisi yamaca kurulmuş bir alanın içinde dolaşmaya başlamadan önce. Sandaletle gelenler on dakika içinde geri dönüyor. Ödül aşama aşama geliyor: Çamların arasında sarnıç ağızları ve gymnasion duvarları, sonra uçurumun kenarına oyulmuş tiyatro; karşısında dağlar duruyor ve onlarla aranızda yapılmış hiçbir şey yok.
Ayakta geçen süre en az üç saat, çoğunlukla dört: nefeslenmek için durmaları, patikanın çizgisinden ayrılıp devrilmiş lahitlere sapmayı ve tırmanışın karşılığını verecek kadar tiyatroda oturmayı hesaba katınca. İniş, insanların sandığı dinlenme değil: Aynı gevşek zemin bu kez öne doğru eğiliyor, akciğerden çok dizi çalıştırıyor ve süre tam orada taşıyor. Yükseklik havayı da değiştiriyor: Yolun çoğunda çam gölgesi, sahilden belirgin biçimde serin hava ve sırtın üstüne bir saat içinde oturup kireçtaşını kayganlaştırabilen bulut.
Yani araç bekliyor ve herkesin planladığından daha uzun bekliyor: Anlaşılan süreyi üç değil dört saat üzerinden kurun, çünkü alternatifi, dağ otoparkında sizi aramaya çıkıp çıkmayacağını ölçen bir sürücüdür. Alan bir millî parkın içinde; kapısı ve giriş yolu, sahildeki bir kalıntıya göre daha az öngörülebilir. Bu yüzden uzun ve tek şeritli yaklaşımı geçtikten sonra değil, araç ayarlanmadan önce sordurmaya değer. Öğleden sonraya ekleyeceğiniz şey bacaklarınızdan bir şey istememeli; bu tırmanıştan sonra kimse ikinci bir kalıntı istemiyor.
- Bacağınız bitecekse onu uçurumun kenarındaki tiyatroya harcayın: Alanın yukarı kısmında ve tırmanışa değdiğine kimsenin itiraz etmediği tek yapı.
- Patikanın aşınmış hattından çıkmayın: Yanı gevşek taş ve diken, alan da uçurumlardan bir çitle ayrılmış değil.
- İnsanların yanından geçip gittiği kısım nekropol; lahitler sıra hâlinde değil, patikanın dışında devrilmiş hâlde duruyor.
- Yukarıda tiyatro basamakları dışında oturulacak kadar düz bir yer yok; yanında getirdiğini yiyen herkes de bu yüzden aynı noktada yiyor.



