Antalya Havalimanı'ndan Limyra transfer
Limyra, Finike yakınında düzlükte uzanır; hemen arkasında Beydağları duvar gibi yükselir. Tek bir anıt değil, dağınık bir topluluktur: Tarlaların içinde öylece duran lahitler ve kaya mezarları, sur parçaları, otların arasında yarı kaybolmuş temeller ve asıl çevrili alanın karşısında, yolun öbür yakasında bir tiyatro. Asıl sıra dışı olan zemindir; ovada kaynak suyu yerden çıkar, yer yer taşların arasında birikir ve alanın bazı bölümleri açıkça ıslaktır. Gelen azdır. Çoğu gün burayı yalnızca yandaki bahçelerde çalışanlarla paylaşırsınız. Yeniden ayağa kaldırılmış, derlenip toplanmış bir şey aramayın; burası hâlâ içinde yıkık bir kent duran tarla gibi okunur.
Antalya Havalimanı ile Limyra arası 132 km, süre yaklaşık 110 dakika; farkı yaratan ise son çeyrek saattir. Yol Finike'ye sahil boyunca, palmiyelerin ve marina havuzunun önünden girer ve uzun bir dağ bölümünden sonra ancak burada gerçekten düzlüğe oturur. Araç sonra denizden ayrılıp narenciye ovasında kısa bir mesafe içeri, Turunçova yönüne döner; iki yanda portakal ağaçları yol kenarına sokulur. Bitiş, yer yer tek şeritlik dar tarla yollarındadır; karşıdan bir araç gelirse biriniz bir bahçe girişine kadar geri gitmek zorunda kalır. O noktadan sonra dağlar tamamen geride kalır ve pencereden gelen koku bahçelerin kokusudur.
Limyra gezisi
Burada bir saat yeter, her taşı okuyanlardansanız bir buçuk; rezervasyonu belirleyen de bu rakamdır. Limyra yolu tek başına taşıyacak kadar büyük değildir: Bir aracı altmış dakika için bu kadar uzağa göndermek, ancak günün içinde başka bir şey daha varsa hesaba oturur — pratikte bu, batıdaki Myra ile Demre ya da hemen aşağıdaki Finike demektir. Araç bekler; bu kadar kısa bir ziyaret için bırakıp sonra ikinci kez yola çıkmanın ne faydası vardır ne de isteyeni. Buraya tek başına gelen yolcu hemen hemen yoktur; gelenler günün bir parçası olarak uğrar. Rezervasyonu da buna göre kurun: Tek araç, iki durak, arada bekleme.
Hesaba katmanız gereken şey ıslak zemindir. Kaynak suyu ovada yerden yükselir ve kalıntıların arasında durur; görmeye geldiğiniz şeylerin bir kısmı ya suyun içindedir ya da ayak altında çöken toprakta, aralardaki otlar da uzundur. Doğru tercih, ıslanmasına aldırmayacağınız kapalı ayakkabıdır; sandalet değildir. İlkbaharın sonundan sonbahara kadar aynı su sivrisineği de getirir ve ağaçların altındaki durgun havada varlıklarını hissettirirler, bu yüzden kollarınıza sürecek bir şey çantada bulunsun. Islak noktalar mevsimle yer değiştirir; bir ay sağlam olan yer başka bir ay olmayabilir. Tekerlekli hiçbir şey burada yol almaz, bebek arabası araçta kalsın. Çorap yedeği götürenler de sonradan pişman olmaz.
Ziyaret, tek bir yapının çevresini dolanmak değil, şeyler arasında yürümektir. Mezarlar düz tarlaların üzerinde birbirinden ayrı durur, surlar bir yöne doğru uzaklaşır, tiyatro ise yolun karşısında ayrı bir duraktır; yani hiç tırmanmadan durmadan yol katedersiniz. Zahmetin karşılığında aldığınız şey gölgedir — burada ağaç vardır, çoğu Likya yerleşiminde yoktur — ve neredeyse tam bir tenhalık. Sessiz, yarı otlarla kaplı, cilalanmamış bir yerdir; bundan hoşlananlar burayı bu kıyının kalabalık ören yerlerine tercih eder. Hareket güçlüğü olan biri için düz zemin, kıyının yamaçtaki kentlerinden çok daha kolaydır; tek engel ıslak bölümlerdir. Bir saat, kalabalığa hiç girmeden bir Likya kenti görmüş olmaya yeter.
- Islanabilecek kapalı ayakkabı giyin: Alanın birkaç bölümü suyun içindedir, aradaki otlar da suyu tutar.
- İlkbaharın sonundan itibaren sinek kovucu alın; duran su ve ağaç örtüsü sivrisinekleri buralarda tutar.
- Tiyatro yolun öbür tarafındadır; asıl alanda bitirip her şeyi gördüğünüzü sanmayın.
- Ağaçlar gerçek gölge verir; bu da burayı kıyıda günün ortasında dayanılabilen az sayıdaki yerden biri yapar.



