Antalya Havalimanı'ndan Side Plajı transfer
Side Plajı aslında tek adı paylaşan iki plaj: yarımadanın ve antik kalıntıların iki yanında uzanıyor. Batı tarafında kum Kumköy yönünde kilometrelerce sürüyor; deniz kıyıda sığ, arkada oteller, şezlong sıraları ve plaj barları var, sabahın geç saatlerinden itibaren kalabalıklaşıyor. Tapınak sütunlarının doğusunda ise plaj genişliyor ve Sorgun'a doğru seyrekleşiyor, arkasında bina değil çalılık ve çam var. İki yakada da kum ince ve açık renkli, suya giriş yumuşak. Side plajı için araç ayarlayanların çoğu da aradaki kalıntılara değil, bu iki yakadan birine gidiyor.
Side, Kumköy ya da Evrenseki'de kalıyorsanız burası zaten sizin plajınız; araç esas olarak yarımadanın bir yakasından diğerine geçmek için işe yarıyor. Gerçek günübirlik gezi Belek ve Kadriye'den geliyor: 25-30 km batıda, yaklaşık 35 dakika, genelde sabah kalıntılar, öğleden sonra doğudaki daha boş kum. Antalya ve Lara'dan tek yön bir saati biraz aşıyor; Alanya'dan tam gün oluyor; Kemer'den ise Antalya'yı boydan boya geçmek gerektiği için anlamı kalmıyor. Özel araçla otobüs kafilelerinden önce varılıyor ve grup sayılıp otobüse bindiğinde değil, ışık yumuşadığında dönülüyor.
Doğrudan havalimanından geliyorsanız yol 65 km ve yaklaşık 60 dakika: D400'de doğuya, ardından Side kavşağından denize iniş. Side'de kalacaksanız bu gayet mantıklı. Daha doğudaki bir otele giderken yol üstünde bir saat plaj molası vermek ise çoğu zaman mantıklı değil; sezonda antik merkez araca kapalı olduğundan valizlerle yürümek gerekiyor. İşi kolaylaştıran tek şey, plaj kıyafetini el bagajının üstünde tutmak.
Side Plajı gezisi
Buradaki ziyaret genellikle yarımadanın bir yüzü artı ortadan geçen yürüyüş demek. Batı kumundan burnun ucundaki tapınak sütunlarına yürüyerek on dakika, oradan da öbür yandan doğu kumunun başladığı yere on dakika daha; yani ikisini de görmek yarım saatlik yürüyüş artı eski şehrin sizi tuttuğu kadar zaman. Kalabalık yere göre değil saate göre işliyor: batı sabahın ortasından itibaren doluyor, doğu ise gün boyu seyrek kalıyor, çünkü kapısı olan her yerden uzun bir yürüyüş gerektiriyor. Yarım gün, ikisini de acele etmeden bir yüzme ve sütunlar için yetiyor.
Zemin on dakikada iki kez değişiyor: ince kum, sonra sokakların aşınmış taş döşemesi ve mermer eşikleri — ıslak ayakla kaygan olacak kadar parlamış — sonra öbür tarafta yeniden kum. Parmak arası terlik üçünü de kaldırıyor, çıplak ayak hiçbirini. İki plajın da kendine ait gölgesi yok: doğu bölümünün arkasındaki çalı ve çam sudan iyice geride duruyor, batı yanında da binalar şezlongların bittiği yerde başlıyor. Yazın öğleden sonrasında sığınak kıyı değil, sokaklar oluyor.
Sezonda araçlar eski şehrin kenarında duruyor; yani hangi kumu seçerseniz seçin, bırakma ve alma aynı bariyerde oluyor. Yarım gün için bu, saat vermek yerine sürücüyü tutmayı öneriyor: doğu kumundan dönüş yürüyüşü kimsenin hesapladığından uzun sürüyor, sokaklar da kalabalıkken yavaşlıyor. Gün ikinci bir yarım isterse Manavgat ile nehri içeride, burnun doğusundaki çamlar da birkaç kilometre ötede başlıyor. Ama bu uçta her şey yürüyerek: yarımada araçla değil ayakla geziliyor.
- İki kumu birbirinden on dakikalık yürüyüş ayırıyor ve burnun ucundaki sütunlar tam ortada duruyor; yani geçişin kendisi gezinin bir parçası.
- Islak ayakla aşınmış mermer kayıyor; burada parmak arası terliğin gerçekten çözdüğü tek sorun bu.
- Doğu kumu gün boyu daha boş kalıyor, sebebi tek: her kapıdan daha uzun bir yürüyüş.
- Bir saatiniz varsa burnun ucundaki sütunları ve yanındaki suyu alın, ikinci plajı hiç hesaba katmayın.



