Antalya Havalimanı'ndan Damlataş Plajı transfer
Damlataş Plajı, Alanya kalesinin kayalığının dibinde, Damlataş Mağarası'nın hemen yanındaki kısa şehir plajı; burnun açık denizin dalgasını kestiği korunaklı bir köşe. Kum temiz, deniz çoğunlukla sakin, gerisi birkaç dakika yürüme mesafesinde: mağara, müze bahçesi, kaleye çıkan teleferiğin alt istasyonu ve şehir merkezinin kafeleri. Batısında aynı kum Kleopatra Plajı adıyla devam ediyor. Şehirde kalanların plajı burası: küçük, merkezde ve insanları Alanya'ya çeken her şeyin ortasında.
Alanya'da kalıyorsanız bu, yürüyerek gidilen plaj. Araç işi geri kalan herkesin: Konaklı, Kestel ya da Mahmutlar'dan 20 dakika, Avsallar'dan yaklaşık 35, Okurcalar'dan 40. Side ya da Manavgat'tan tek yön 55-60 dakika; bu da onu plaj kaçamağı değil, tam gün gezisi yapıyor ve deniz, kale ile mağaranın ardından gelen ödül oluyor. Belek'ten bir saat yirmi dakika, Antalya'dan daha fazla, Kemer'den ise hiç. Özel araç sahil yolunu sizin temponuzda geçiyor ve molaları istediğiniz yere koyuyor; otobüs bunu önceden karara bağlıyor.
Havalimanından mesafe 126 km ve yaklaşık 105 dakika: bu kıyının en uzun etabı. İlk durak olarak buraya gelmek kimse için mantıklı değil; yaz akşamları sahil trafiği ağır ve valizle durulacak yer yok. Uçak erken iner de oda hazır olmazsa işe yarayan mola, kalenin altındaki kum değil, Alanya'ya yarım saat kala İncekum oluyor.
Damlataş Plajı gezisi
Bu plaja kimse bütün bir gün ayırmıyor; hem kısa hem de insanları Alanya'ya getiren şeylerin büyük kısmı yürüme mesafesinde duruyor. Alışılmış kalıp iki üç saat: şehir henüz serinken mağara, ardından kum, sonra da öğleden sonra neye dönüşürse o. Şerit ortadan kenarlara doğru doluyor, bu yüzden sabahın ilerleyen saatlerinde boş yer uçlarda kalıyor. Küçüklüğünün karşılığı da şu: plajdan ayrılmak gezinin bitmesi anlamına gelmiyor, çünkü burada hiçbir yer denize girdiğiniz noktadan birkaç sokaktan uzak değil.
Kum ince ve sıkı; kuru arka kenarı dışında çıplak ayakla yürünüyor ve öyle yavaş derinleşiyor ki epey açıkta bile su belinizde kalıyor, çünkü burun denizin yükünü daha önce almış oluyor. Şerit bir uçtan öbür ucu görülecek kadar kısa ve yalnızca mağaranın önünde geniş; batıya doğru uzun şehir kumu başlamadan önce birkaç adıma kadar daralıyor, kalabalığın neden orada durduğu da bundan. Kayalık plajın doğusunda kaldığı için doğal gölge erken saatlerde oluyor, sonrasında güneşi kesen bir şey bulunmuyor.
Bu yakınlık istenecek şeyi de değiştiriyor. Ziyareti başladığınız yerde bitirmeniz pek olası değil, o yüzden işleyen düzen şu: mağaranın yanında bırakma, sonra kararlaştırılan saatte başka bir yerden alma — teleferiğin alt istasyonu ya da şehir tarafındaki bir sokak — sürücüyü kuma geri çağırmak yerine. Müze alanı ve çarşı sokakları içeride birkaç dakika; küçük bir plajın yarım günü doldurması da böyle oluyor. Mağaranın da müzenin de kendi saatleri var; araç ayırtılmadan önce o tarihlerde ne yaptıklarını sormaya değer.
- Orta kısım ilk doluyor; on birden sonra gelen, havlusunu sermeden önce iki uçtan birine yürüsün.
- Su epey açıkta bile belde kaldığı için burası, yüzmekten çok ayakta durmayı sevenlerin Alanya kumu.
- Erken gelmek var olan tek doğal gölgeyi kazandırıyor, sonrasında güneş bütün plaja sahip oluyor.
- Araç ayırtılmadan önce mağaranın ve müze alanının o tarihlerde ne yaptığını sorun; derli toplu bir yarım gün ikisinin de açık olmasına bağlı.



