Antalya Havalimanı'ndan Patara Antik Kenti transfer
Patara, Eşen ovasının düzlüğünde kumulların ardına yayılmış, henüz ancak bir bölümü kazılmış çok geniş bir Likya kentidir; içine Gelemiş köyünün arasından girilir. Kentin boyunca sütunlu bir ana cadde uzanır, uzun kesimlerinde hâlâ yarı yarıya kumun altındadır. Bir ucunda, Likya Birliği'nin toplandığı meclis binası, yani bouleuterion, restore edilmiş hâliyle durur; ilerisinde bir tiyatro, onu örten kumulun altından çıkarılmaktadır ve kıyıya doğru bir deniz feneri yükselir. Tek bir giriş alanın tamamını kapsar, yol da kalıntıların ardından geçerek kuma kadar sürer. Ören yerinin sınırları, gördüğünüz kazılmış bölümden çok daha geniştir.
Antalya Havalimanı'ndan 241 km ve yaklaşık 190 dakika; yani tek yön üç saati biraz aşan bir yol. Yol Kaş'a kadar düzgün bir tempo tutturur, sonra karakter değiştirir: Kaş'tan Kalkan'a uzanan korniş kayalığın içine oyulmuştur, viraj viraj gider ve ortalama hız bir saate yakın bir süre boyunca belirgin biçimde düşer. Kalkan'dan sonra iniş Eşen ovasının düzlüğüne açılır; son bölüm ise ana yoldan ayrılıp Gelemiş'in içinden kumullara doğru giden dar bir yoldur. Molayı Kaş'ta ya da Kalkan'da vermek en mantıklısıdır.
Patara Antik Kenti gezisi
Gidiş üç saati biraz aşıyor, dönüş de bir o kadar: bu, tatilden bir öğleden sonrayı değil bütün bir günü götüren bir gezidir ve rezervasyonu da buna göre yapmak gerekir. Ulaşılabilir Likya ören yerleri arasında Patara, bırakıp sonra ayrıca almanın en açık örneğidir: çoğu kişi kalıntılara iki ila üç saat ayırır, ardından yolun sonundaki kumsal da kendi süresini alır. Bir aracın bunların hepsi boyunca orada beklemesini istemek makul değildir. Alış saatini rezervasyonda kararlaştırın ya da sürücünün beklemesini konuşun; ikisi de olur, yeter ki yola çıkmadan önce belli olsun. Bu tek karar, günün nasıl geçeceğini baştan belirler.
Buranın karakterini kum belirler. Döşemenin üzerine savrulur, ayağın altında gevşek ve yorucu durur, kazının kendisi de özünde onu yerinden taşımaktan ibarettir. İçerideki mesafeler fotoğrafların düşündürdüğünden uzundur: ana cadde başlı başına bir yürüyüştür, deniz feneri ise kıyıya doğru bir hayli ileride kalır. Gölge neredeyse hiç yoktur; bu yüzden temmuz ve ağustosta günün ortası ezicidir, asıl değerli saatler güneş doğduktan sonraki ilk saatler ya da öğleden sonranın son saatleridir. Yolun ucuna kadar gidip geri dönmek, gidiş kadar bir yürüyüş daha demektir; insan yolun başında ayakları dinlenmişken bunu kolayca hesaptan düşürür. Çıkış saatinizi her şeyden çok bu belirlemelidir.
Girerken anıtsal bir kapının altından geçersiniz, ama başlanacak doğru yer bouleuteriondur: burada büyük ölçüde ayakta kalan ve çatılı hissi veren tek yapı odur, geri kalan her şeyin ölçeğini de size baştan verir. Oradan sonra çoğu kişi ana caddeyi boydan boya yürür, tiyatroyu görür, sonra kumullara ve arkalarındaki kumsala doğru devam eder; orası koruma altındaki bir deniz kaplumbağası yuvalama sahilidir ve yuvalama mevsiminde bazı kısıtlamalar uygulanır. Anıtsal kapı ile cadde size kentin planını verir, tiyatro ise büyüklüğünü. Kesme taş için kapalı ayakkabı, kumsal için değiştirecek bir şey ve mutlaka su: kalıntıların arasında satın alınacak hiçbir şey yoktur.
- Erken gelin ya da geç gelin: yaz ortasında kabaca on bir ile dört arasında alanın hiçbir yerinde güneşten kaçacak bir köşe yoktur.
- Kalıntılar için kapalı ayakkabı, kum için hafif bir şey: zemin baştan sona kesme taşla kumul arasında gidip gelir.
- Suyunuzu yanınızda taşıyın; ana caddede biraz ilerlediğinizde geri kalan her şey uzun bir yürüyüş mesafesinde kalır.
- Uçtaki kumsal bir kaplumbağa yuvalama alanıdır ve bazı bölümlerinde mevsimlik kısıtlamalar uygulanır; o gün arazide ne işaretlenmişse ona uyun.



